20 Temmuz 2010

İzledim-lerim...

Şu sıralar -elim kolum bağlı olduğundan- tek yapabildiğim şey, oturduğum yerden peş peşe film izlemek. Seçtiğim filmler de genelde eğlendirici oluyorlar. Korku ya da gerilim filmi pek izlemem. Ya da şöyle diyeyim, izlersem de sırf  oyuncuları yüzünden izlerim. O tip filmler izleyeceksem, konusundan çok kadroya bakıyorum filmi seçerken. Ama oyuncularını da çok sevmem gerekiyor...
Son zamanlarda izlediklerimden aklımda kalan birkaç tane eğlendirici film, işte...

Leap Year (2010) / Aşka Yolculuk
Bildiğiniz, sonu belli olan romantik komedi filmlerinden biri. Hani şu, olmadık yerlerde insanın yüzünde bir gülümseme ortaya çıkaran cinsten. Severim ben. Beğeniyle izledim o yüzden:
Çok eski bir İrlanda inanışına göre, kadınların sevgililerine evlilik teklifi ederek, parmaklarına yüzük takabildikleri bir gün varmış. O gün dört yılda bir Artık Yıl'da gelen, 29 Şubat'mış.
Anna Brady (Amy Adams) sert mizaçlı, kesin kuralları olan ve kariyerinde başarılı bir kadındır. 4 yıldır iyi giden bir ilişkisi vardır ve artık evlilik fikrine kendisini hafiften alıştırmaya başlamıştır. Ama sevgilisi bir türlü teklife yanaşmamaktadır. Zaten evliliğe giden bir ilişkisi olduğunu düşünen Anna, kendisine Artık Yıl'da olduklarını hatırlatan babasının da cesaretlendirmesiyle, evlilik teklifini kendisi yapmaya karar verir. Ne var ki, sevgilisi iş için Dublin'de bulunmak zorundadır. Anna son anda, 29 Şubat'ta Dublin'de olabilecek şekilde plan yapar ve yola koyulur. Fakat işler ters gider ve kendisini Dublin'den km'lerce uzakta bulur. Ama o yılmadan, Dublin'e ulaşabilmek için elinden gelen her şeyi yapmaya kararlıdır. Yolda Declan (Matthew Goode)'la tanışır ve Declan'ın varlığı onu sanki bir aksilikler zincirine sokar. Başına gelmeyen kalmaz.
Ortalama bir filmdi ama dediğim gibi ben eğlendim. Kadın oyuncu epeyce sempatik. ^^ 

Remember Me (2010) / Beni Unutma
Tyler (Robert Pattinson), abisini daha çocuk yaştayken intihar sonucu kaybetmiştir. Annesiyle babası şu an ayrıdır. Hayatta en değer verdiği kişi, minik kız kardeşidir.
Ally (Emilie de Ravin)'nin annesi, gözü önünde hırsızlar tarafından öldürümüştür ve bunun sonucunda, polis olan babasının aşırı koruyucu baskısı altında büyümüştür.
Daha çocukken ölümün acısını tadan bu iki genç bir şekilde karşılaşırlar ve hayattaki yerlerini bulabilmek için birbirilerine tutunurlar. 

Filmde, görsel açıdan şahane diyebileceğim görüntüler mevcut. En azından ben büyülenmiş gözlerle izledim öyle sahneleri. Tek hoşuma gitmeyen şey Robert kardeş oldu. İnsan bu kadar mı odun olur ya hu? Rol falan yapamıyor, ne diye oynatıyorlar bu çocuğu filmlerde anlamıyorum. Her filmde aynı karakter. Hep aynı tavırlar, hep aynı yüz ifadesi. Hele, babasının ofisindeki bir toplantıyı bastığı bir sahne var ki, görülmeye değer. Gerildim izlerken. Aşırı komikti, duruma hiç uygun değildi. İnsanı üzen bir sahne olması gerekirken, güldürüyordu. Onlar ne biçim mimikler? Ne tuhaf ve gereksiz bir acı ifadesi vardı çocuğun yüzünde. Ya da,  veremediği bir acı ifadesi vardı demeliyim galiba... Adam bu şekilde oynuyor ve hala hayranları var. Şaşılacak şey doğrusu...
Ama filmin finali içimi titretti. İzlenmesi gerekiyor bence. İnsan kendini gerçekten öyle bir durumda düşündüğünde, nasıl da çaresiz hissediyor. Konusunu filan okumadan izlemeye başladığım için, acıklı bir şey beklemiyordum. Çok üzdüler beni...

When in Rome (2010) / Aşk Çeşmesi

 Beth (Kristen Bell)'in aşk hayatı hep kötü gitmektedir. Ruh eşini asla bulamayacağını düşünmektedir ve kendisini işine adamış başarılı biridir. Uçarı kız kardeşinin doğru düzgün tanımadığı biriyle yapacağı evlilik için İtalya'ya gitmesi gerekiyordur. İş yerinden çok zor şartlarda, zar zor izin alıp düğün için İtalya'ya uçmuştur. Düğünde sakarlığını ört bas edebilecek kadar sakar olan Nick(Josh Duhamel) ile tanışır ve ondan hoşlanır. Anlaşabileceği biriyle tanıştığını düşünürken, Nick'i başka bir kadınla öpüşürken görmesi hayallerinin yıkılmasına neden olur. Düğünün yapıldığı yerin önündeki dilek çeşmesinde sarhoş olana dek içer ve suyun dibindeki dilek paralarından bazılarını toplayarak, bir şeylere meydan okuduğunu düşünür. 

Topladığı paraları oraya atan dilek tutucuların hepsi bir anda, bir büyü -ya da mucize- etkisiyle ona aşık olmuştuır ve kendisini taa kendi şehrine gelene dek takip ederler. Elbette Nick de peşindedir ama onun da büyünün etkisinde olduğunu düşünen Beth, duygularını hiç ciddiye almamaktadır. 

Bahsedeceğim filmler arasında, en fazla bu filmi izlerken güldüm. Gece geç saatte izlediğim ve mümkün olduğunca kısık sesle gülmeye çalıştığım halde kendimi tutamayıp kahkahalar attığım bir filmdir. Tabii herkesin kendi beğenisi...Belki size o kadar komik gelmez. İzleyip kendiniz karar verin. Josh Duhamel'i Las Vegas'ta izledikten sonra, buradaki rolü gözüme pek bir gülünesi göründü. Ne bileyim, komik roller yakışmıyor adama bence.

Her Minor Thing (2005)

Jeana (Estella Warren)'nın sevgilisi Tom (Michael Weatherly) yerel bir kanalda haber sunuculuğu yapmaktadır. Tüm kadınların aşık olduğu biridir ve şımarık bir yapısı vardır. Bir gün yayın öncesi, kameramanına Jeana'nın bakire olduğunu ve kendisiyle yakınlaşmaktan kaçındığını anlatırken, yanlışlıkla canlı yayına çıkar. Tabii ki tüm kasaba Jeana'nın özel hayatını ilgilendiren bu durumu öğrenmiş olur ve Tom'dan ayrılan Jeana için durum kötü bir hal almaya başlar. 

Tesadüf eseri kasabaya yeni taşınan Paul (Christian Kane) ile tanışır. Paul, Tom'un kameramanı olduğu halde Jeana'yı tanımamaktadır. Jeana, kasabada özel hayatını bilmeyen biri olduğunu görüp, onun yanında rahat davranabilmektedir. Elbette işler sarpa sarar...

 
Bu film için ne diyebilirim, tam olarak bilemiyorum. Ayılıp bayıldım diyemem ama güzeldi. Ayrıca da, itiraf etmeliyim ki bazı kısımlarını, yüzümde şapşal bir gülümsemeyle izledim. Ne de olsa Angel'dan tanıdığımız Lindsey var filmde. (Şu sıralar Leverage dizisini izliyorum. En kısa zamanda tanıtım amaçlı bir başlık açacağım o diziye de. Lindsey'im, Eliot Spencer rolünde orada.) Ayrıca eski sevgili rolünde de Dark Angel'dan tanıdığımız Logan var. Logan için bir şey diyemem, dizide favorim Alec'ti. Ama Angel'ı pek sevmem, beğenmem, Lindsey'in yeri apayrı gözümde. Sadece konuşurkenki ses tonu yeter. Gerçi şarkı söylerkenki sesi de çok güzel. Benim için film, buradan yırtıyor anlayacağınız. ^^ Ama TR altyazısında hatalar var, söyleyeyim. Sinirim bozuldu izlerken, altyazıları okumadan çoğunlukla dinledim desem yeridir....

Filmde hoşuma gitmeyen şey, kadın oyuncu oldu. Role hiç yakışmıyor. İri yarı kadınları hiç mi hiç beğenmem. Kedi - mundar olayı da değil, sakın ha, yanlış anlamasın kimse. Fazla iri kadınlar, fazla iri oluyor işte... 

3 yorum:

  1. Remember Me'yi izlemeye başlamıştım ben de dün :) Filmleri bir oturuşta izleyemediğim için devamı başka bir zamana kaldı, merak da ediyorum ama.

    Lost'un Claire'i pek şeker hatun ^^ Sırf onun için indirmiştim o filmi.

    YanıtlaSil
  2. Filmlerin hepsi güzel görünüyor. Romantik filmler vazgeçilmezim olduğuna göre sondan başa izleyelim bakalım :D Christian Kane'in sondan başa etkisi büyüktür :) Adamın gözlerine bayılıyorum. Yalnız benim için baksın renkli renkli.

    YanıtlaSil
  3. Remember me'yi ben de ilk oturuşumda izleyememiştim Berre :) Kendimi drama hazırlamadığım için çok tuhafıma gitmişti ilerleyişi, bırakmıştım. Ama sonradan devamını merak ettiğim için oturup izledim. Sinirim bozuldu ama iyi ki izlemişim :)

    Vaay Mitra :) Bir Christian Kane hayranı daha görmek ne sevindirici :) Ben sırf onun yüzünden izledim bu son filmi :) Cidden kadın çok sırıtıyor o rolde. Daha uygun birini bulsalarmış daha iyi olurmuş da, bana danışmazlar ki böyle şeyleri hiç :P

    YanıtlaSil