Türkçeye çevrilmesini istediğiniz Japon dizisi veya filmi varsa mesajla bildirebilirsiniz.

24 Şubat 2011

J-Top 5

Sevgili Berre beni mimlemiş. En sevdiğim beş Japon şarkısını sizlerle paylaşmak durumundayım, ama felaket zorlanıyorum. Zar zor bir seçim yapmaya çalıştım. Her ne kadar numaralandıracak olsam da, siz o sıralamaya fazla takılmayın derim.

Kısaca şarkıların ismini ve videosunu koyarak kaytarmayı planlıyorum. Mazur görün :)
Pekala, işte başlıyoruz!

~5~
Hideaki Takizawa: Ai~Kakumei
~4~
GACKT: Saikai ~Story~
 
~3~
Safarii: HERO

~2~
L'Arc~en~Ciel: Lies &Truth
 
~1~
KAT-TUN: LOVE
 
Evet, benim listem bu kadar.
Dilerseniz şimdi de kucukrukiye'nin J-Top 5'ini görelim. Rukia, seni mimliyorum Rukia. ^^

17 Şubat 2011

Love Buffet (2010) -Tw

 Yu Hong Yuan - Hu Xiao Feng
Aaron Yan - Xing Yi Cheng
Calvin Chen - Xing Da Ye
Cynthia Wang - Teng Qiu Ying
Wei Wei - Xiao Sen
Wang Yi Wen - Da Lin
Normalde online izlemem hiçbir diziyi. Ama çeviriyi üstlenen grubun kağnı hızı dolayısıyla bir ayrıcalık yaptım bu dizi için. Son baktığımda sadece 1. bölümü çevirmişlerdi. Şimdi baktım, hala 2 yok. Yayınlanan tüm bölümleri indirdim de, kaliteli bir sürümü yok zaten etrafta. Online izliyorum falan ama büyük bir keyifle izliyorum. Yayınlanmakta olan dizileri güncel şekilde takip etmenin tek bir kötü tarafı var; insan topluca izlemeye alışınca, her hafta beklemek büyük işkence oluyor. Nefret ediyorum beklemekten, "Acaba sonra ne olacak?" diye düşünmekten...
 Aslında konusu öyle ahım şahım değil. Yani hep aynı konulardan sıkılmış ve farklı bir şeyler izlemek isteyenlerin izlemesine hiç mi hiç gerek yok. Mümkünse izlemesinler. İzleyip de olumsuz laflar ederek beğenenlerini de sinir etmesinler. Ha, herkesin eleştirmeye hakkı var, sana ne oluyor derseniz de; zaten ilk 2 bölümden anlaşılır gidişat. Beğenmediysen orada bırak kardeşim, izleyip de sonrasında kötü laflar etmeye gerek yok. Ben artık öyle yapacağım. Kendimi zorlayarak bitirdiğim tek dizi Marry Me Mary oldu. Bir daha aynı hataya düşmem. Gerek yok çünkü...
Her neyse, konu saptı sanki. Birazcık diziden bahsedeyim.
Şimdiye kadar, bir dizi/filmdeki kadın karaktere ne kadar takıntılı olduğumu anladınız mı, bilemiyorum. Ama itiraf ediyorum, eğer başroldeki kadından hoşlanmazsam zor izliyorum o filmi. Erkek karakterlerle ilgili bir sorunum olmaz genelde, tipsiz de bulsam, aptal da bulsam rahatsız olmuyorum. Ama kadın karakter için aynı şeyi söyleyemem. Nedense bir şekilde gözüme batmayı başarıyorlar.
Normalde de Tayvan dizilerindekilerden pek hoşlanmıyorum. Yok birinin bıyığı sırıtır, yok birinin saçı turuncudur ve ona hiç yakışmıyordur, birinin gülümsemesini hoş bulmam, diğerinin dudağını... falan filan diye gider durur böyle... Bildiğiniz takıntı işte... Nedenini normal bir şekilde sorgulamaya bile gerek yok sanırsam... Takıntı...
Ama bu dizideki kızı acayip sevimli buldum. Şirin mi şirin... Tatlı mı tatlı...
 Daha da çok sevdim diziyi onun sayesinde.
 Gelelim kısaca konusuna:
Xiao Feng üniversite öğrencisidir ve çok seveceği bir sevgilisi olsun istemektedir. Bir gün evlerinin üst katına kiracılar taşınır. Bu kiracılar, onunla aynı okulda okuyacak olan iki yakışıklı kuzendir. Elbette bu yüzden de, hanım kızımızın hemen ilgisini çekerler ve olaylar birbirini kovalar durur. İşte durum kısaca böyle... Yani bir aşk üçgeni söz konusu! 
Ufak bir not: Bu üçgenin iki ucu (^o^) Fahrenheit adlı müzik grubundanmış...
Aaron Yan ve Calvin Chen.
Kızımız ilk başlarda güler yüzlü, şakacı, kibar ve yardımsever olan Da Ye'den hoşlanmaya başlar.
Ama Da Ye'nin öyle bir karakteri vardır ki, bütün kızlara karşı aynı kibarlığı ve ilgiyi gösterebiliyordur. Tabii o nedenle de her zaman etrafında kendisine aşık olan bir sürü kız bulunuyordur.
Bu, Da Ye denen çocuğun şu saç modeli kendisine hiç yakışmıyor bence. Ama böyle dik dik olması gerektiği için böyle... Bakın, mangadakiyle aynı...
Kuzeni Ah Yi ise, Da Ye'den tamamen farklı karakterde biridir. Suratsızdır, kabadır ve umursamazdır. Da Ye ile geçinmek ne kadar kolaysa, Ah Yi ile geçinmek o kadar zordur.
 Derslerinde başarılı biridir ve içten içe hassas olmasına rağmen, bunu pek belli etmez.
Tabii ki bize belli edecek yavaş yavaş... ^^
 
Zaten yazdıklarımdan hepiniz anlamışsınızdır artık, kızın Da Ye ile olan durumu aşarak, gidip de Ah Yi'ye aşık olacağını. Ama peki sonra ne olacak? Kim kime aşık olacak? Kim kimi aldatacak? Devamı falan filan mevzular hep dizide artık. Bahsetmem ki!
Ben ilk fırsatta 9. bölümü izleyeceğim. Çok sinir oldum son bölümlere, çok kızdım... Ama yakında güzel şeyler olacağını ümit ediyorum.




 Özetle, eğer eğlenerek izleyeceğiniz bir dizi arıyorsanız, bunu kesinlikle tavsiye ederim.

15 Şubat 2011

Laundry (2002) -Jp

Sevgilisi tarafından kandırılan Mizue, ağır bir travma geçirmiştir ve bu psikolojik çöküşünün kalıntılarını hala üzerinde taşımaktadır.
Teru ise, ufak yaşta geçirdiği kaza sebebiyle beyninde hasar bulunan, çocuk masumiyeti ve saflığına sahip bir gençtir. Kendisini büyüten büyükannesiyle birlikte yaşamaktadır. Ayrıca da büyükannesinin sahibi olduğu çamaşır yıkama dükkanında gözetmenlik yapmak gibi önemli bir görevi bulunmaktadır. Teru, işinin gereğini yerine getirerek müşterilerin çamaşırlarının çalınmaması için, elinden gelen gayreti gösterir.Tane tane konuşur ve unutmamak için, kendisine söylenen mühim şeyleri özenle hep not defterine kaydeder.
Bir gün Mizue çamaşırlarını yıkamak için dükkana gelir ve kurutucuda bir kıyafetini unutur. Evine kadar arkasından koşarak gelen Teru, unuttuğu kıyafeti kendisine geri verir ve böylece de öykümüz başlamış olur.

Ben çok beğendim ki zaten böyle filmleri pek severim.

8 Şubat 2011

Majo no Jouken (1999) -Jp-

 Oyuncular 
Matsushima Nanako - Hirose Michi 
Takizawa Hideaki - Kurosawa Hikaru 
Bessho Tetsuya - Kitai Masaru (Michi'nin nişanlısı) 
Kuroki Hitomi - Kurosawa Kyoko (Hikaru'nun annesi) 
Tsuji Kazunaga - Hirose Kenichi (Michi'nin babası) 

Son birkaç gündür bu diziyi izliyordum. Sonunda bu sabah bitirebildim.
Şimdiye dek izlediğim en entrikalı Japon dizisiydi. Gerim gerim gerildim bitireceğim diye...
Öncelikle afişe dikkatinizi çekmek istiyorum. Bilmenizi isterim ki, oyuncuların şu afişte gördüklerimizle hiçbir alakası yok. Fotoğrafçı fazla oynamış afiş üstünde, kendileri olmaktan çıkmış onlar da...
Buyurunuz gerçek halleri.

Dizinin konusuna gelecek olursak;
Michi (Matsushima Nanako), 26 yaşındadır ve lisede matematik öğretmenliği yapmaktadır. Bir erkek arkadaşı vardır ve ona olan duygularından emin olmasa da, babasının ve çevresinin beklentisini karşılamak için onun evlenme teklifini kabul eder. Hikaru (Takizawa Hideaki) ise 17 yaşında bir lise öğrencisidir. Babası ölmüştür, bir tek annesi vardır ve yaşadığı sıkıntılar yüzünden birçok okuldan ayrılmak zorunda kalmıştır. Son olarak Michi'nin sınıfına transfer olur. İkili birbirlerini yakından tanıma fırsatı buldukça , çevrenin beklentileri ve baskıları yüzünden giderek kendileri olmaktan çıktıklarını fark ederler. Ve ortak noktalarını keşfettikçe de birbirlerine daha da yakınlaşırlar. İşte bu da yürek-burkan bir yasak aşkın başlangıcı olur. Michi, toplumun gözünde reşit olmamış bir insanı baştan çıkaran biri olacaktır. Üstelik nişanlısını terk etmenin, ailesini ve iş arkadaşlarını hayal kırıklığına uğratmanın yaratacağı sorunlarla da yüzleşmek zorundadır. Alıntıdır.

Hani özette deniyor ya, "Michi, toplumun gözünde reşit olmamış bir insanı baştan çıkaran biri olacaktır..." diye. Ne yalan söyleyeyim, benim gözümde de biraz öyle oldu. Ben bile şaşırdım halime ama o düşüncemin önüne de geçemedim. Yaşları 17-26 yerine 19-28 gibi bir şey olsaydı rahatsız olmayacaktım. İkisini yan yana dururken görmek bile beni rahatsız ediyorken, 11 bölümlük bir aşk hikayesi izledim. Eğer yan yanayken yakışsalardı yaşlarını dert etmezdim. Ama maalesef... Kadın uzun ve iri, oğlan mini minnacık. İki sevgiliden çok, anne ve oğlu gibi görünüyorlardı vallahi. Sapuri, Kimi Wa Petto ve Anego'da da erkek karakterler kadınlardan daha ufaktı ama en azından reşitlerdi. Ayrıca yan yana hiç de anormal görünmüyorlardı.

Bakınız Sapuri
Bakınız Kimi Wa Petto
Bakınız Anego
Hatta ve hatta... bakınız Koishite Akuma


Hatta ve hatta dememin sebebi, daha farklı bir açıdan işlenmesine rağmen, Koishite Akuma'da da öğretmen ve öğrenci aşkı var. Ancak benim gözümü hiç rahatsız etmediler. Oysa, gerçekte onların da aralarında epey yaş farkı vardı. Ama Kato Rosa'nın çıtı pıtı, sevimli hali yüzünden olsa gerek, gayet memnun bir şekilde izledim tüm bölümleri.

Ama dediğim gibi, Majo no Jouken öyle rahat izletmedi bana kendini. İki baş karakterin yakışmıyor olduğu gerçeğinin yanı sıra, genelde pek hoşlanmadığım tarzda şeyler başta olmak üzere, dizide ne ararsan var. Aklımda kalanları, fotoğraflar eşliğinde özet halinde geçeyim sizlere.
Dizi, başroldeki kızımız Michi'nin sabahın köründe sevgilisinin evinde uyanmasıyla başlıyor ve kendi evine giderken kazara Hikaru'yla tanışması sonucu da şekilleniyor.
 Annesinden gizli aldığı motoruyla sabahın sakinliğinden faydalanarak bomboş yollarda cirit atmaya kalkan Hikaru, bir anda önüne çıkan Michi'ye çarpıyor ve ikisi de yere yuvarlanıyorlar. Hikaru yaralanmasına rağmen, sevgilisinin verdiği nişan yüzüğünü aramasına yardım ediyor Michi'nin. Sonra vedalaşıp ayrılıyorlar.
Bu, Hikaru'nun annesi olacak kadın. Kendisinden acayip nefret ettim, nefretimin sebebini açıklamaya kelimeler yetmez. Yine de kısaca deneyeyim. Canlandıran oyuncunun kabiliyetsizliğinden midir, yoksa benim hüsn-ü kuruntum mudur bilemiyorum ama, bilmem kaç bölüm boyunca kadını oğluna aşık sandım. Evet, yanlış duymadınız. Aşık! Zaten hafif tırlatık bir profil çiziyordu, zor olmadı o fikre kapılmam.

Michi, çalıştığı okulda pek kolay zamanlar geçirmiyor. Çünkü hem meslektaşları, hem de öğrencileri, babasının konumu yüzünden bir yerlere gelmeyi başardığını düşünüyorlar ve bu yüzden de fazla saygı görmüyor.
Hikaru, önceki okulunda yaşadığı bir talihsizlik nedeniyle Michi'nin öğretmenlik yaptığı okula kaydoluyor. Fakat okul konusunda biraz isteksiz. Daha ilk günden kaytarmayı düşünürken, sabahleyin çarptığı kişinin sınıf öğretmeni olduğunu öğreniyor ve yeni öğretmeninin ilgi dolu konuşması sayesinde derse girmeye karar veriyor.
Ayrıca, nişanlandığını okuldakilere söylememesi karşılığında, Hikaru'nun motoru olduğunu gizli tutacağına dair de söz veriyor Michi Hikaru'ya.
Fakat, önceki okulunda yaşadıkları peşini bırakacak gibi değil.
Bu şahıs da, Hikaru'nun annesinin para karşılığında her kıytırık işini kolayca yaptırdığı kızcağız. Anneden sonra, ikinci nefret ettiğim kişi olur kendisi. Psikopattı resmen.
Ha işte, bu da nefret ettiğim üçüncü kişi... Michi'nin nişanlısı. O da ayrı bir cins...
Michi normalde öyle bir insan ki, kendinden önce her zaman etrafındaki kişileri düşünüyor ve yaptığı, söylediği her şeyde kendisi hakkında ne düşünürler acaba diye içi içini yiyor. Dolayısıyla da insanlarla zıtlaşmamaya çalışıyor.
Bir gün, Michi tuvalet kabinindeyken, bazı kız öğrenciler kapıyı sürgüleyip üzerine bir kova su boşaltıyorlar. Haliyle aşırı sinir bozucu bir durum. O da ağlamak için okul binasının bir köşesine sığınıyor. Hikaru da onun yanına geliyor.
Birlikte okulu asıp sahile gidiyorlar. Olaylarsa ondan sonra başlıyor.

Hikaru'nun sürekli dayak yemesi ve devamlı olarak yaralı şekilde ortalıkta dolanması, diziyle ilgili en akılda kalıcı şeydi bana göre.
Sonra bir gün, öğretmenine sinirlenen Hikaru kız arkadaşlarıyla bir bara içmeye gidiyor.
Epey sarhoş olan Hikaru, kendisini aramaya gelen öğretmenine döküyor içindekileri ve ardından fırsattan istifade öpmeye yelteniyor onu.
Nasıl gözüktüklerine bir bakın hele :P
Şu yukarıdaki kızcağız da, sınıftaki diğer sorunlu öğrenci.
Nedense dizi bitene kadar, işler bir şekilde değişip yoluna girecekmiş de, Hikaru'yla onlar birbirlerine aşık olacaklarmış gibime geldi. Ama fos tabii. :P
Dizideki gıcık karakterlerden bir diğeri, Michi'nin en yakın arkadaşı. İlk fırsatta Michi'yi sırtından vuran şıllık. O da anormaldi. Michi'nin nişanlısına takılı bir kuyruktu... Aşk da değildi ki o...

Sonra bir gece ne oluyor ne bitiyor, Hikaru'ya karşı beslediği duyguların farkına varıyor Michi ve Hikaru'ya "Bekle beni, geleceğim" diyor. Buluşma yerleri de okul. Michi geç kalınca, okulun kütüphanesine çekilip sessiz sessiz ağlamaya başlıyor Hikaru, gelmeyecek diye.
E, geç de olsa geliyor tabii Michi. Geliyor ve olan oluyor oracıkta... Kütüphanede!
Yeni bir aşkın doğuşu!

Allah aşkına yan yana görün şunları. Olacak iş mi bu ayol? Kadın oyuncu kesinlikle yanlış seçim bana göre. Ya da, özellikle durumu vurgulamak için seçmişler ki, ikincisidir.
Tackey çok küçükmüş. Gerçekten de 17 yaşındaymış. Gerçi kadın da cidden 26 yaşındaymış. Normal yani bu görüntü...

Beni en çok geren şey, eski nişanlısı olacak adamın bir türlü vaz gememesi ve peşlerinden farklı şehre bile gelmesi oldu. Hiçbir şey olmamış gibi, sanki hala nişanlılarmış gibi konuşarak Michi'yi ikna edemeyince, tekme tokat götürmeye çalıştı. Cidden de tokatladı yani...

 Hikaru'nun çocukluğu bu sahnede daha da perçinlenmiş oldu bence. Michi'yi kurtarmaya çalışırken, yetişkin bir erkekten sağlam bir dayak yedi. İzlemesi dahi acıydı.

Her neyse olay örgüsü ilerliyor da ilerliyor. Adamlar 11 bölümlük diziye neler neler sığdırmışlar. Bir ara cidden yuh artık dedim... Bu kadarı da fazla dedirtecek cinsten şeyler var dizide. İnsan hiç sıkılmıyor ama izlerken. Sadece entrikalara alışık olmayan benim gibi bünyelere biraz ağır gelebilir.


Dayanamadım bunu da ekledim. Sırf şunu diyebilmek için: Çoraba bak çoraba!!! :P

Geldik en güzel kısma...
Dizinin açılış şarkısı bir harika. Zaten Utada Hikaru yani...
Şarkıyı buradan indirebilirsiniz.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...