Türkçeye çevrilmesini istediğiniz Japon dizisi veya filmi varsa mesajla bildirebilirsiniz.

30 Mayıs 2011

ToGetHer Dizi Müzikleri / Fahrenheit Klipleri (4)

~Yue Lai Yue Ai~
Loving More and More
 
 
~MoMo~
Silently

ToGetHer (2009) -Tw


Rainie Yang - Chen Mo Mo 陳默默 
Fu Pei Ci - childhood Mo Mo  
Jiro Wang - Zhuang Jun Nan 莊俊男 (Mars)   
George Hu - Wei Jia Sen 魏加森
Linda Liao - Chen Chu Chu 陳楚楚
Jin Qin (金勤) - Ke Yi Zhi 柯一隻
Bao Wei Ming (包偉銘) - Tony
Wang Jian Long - Ben 



Konusu:
Mars bir dizi yanlış anlaşılma yüzünden popülaritesini yitirmiş bir süper stardır. Askere gitmek zorunda kalmamak için, menajerinin zoruyla okula başlar. Ajansı da ona yaptığı yatırımları kısmaya karar verdiği için kendisine acilen yeni bir ev bulmak zorundadır. Menajeri tesadüfen ona, tam bir mangakolik, içine kapanık bir kişiliğe sahip olan Momo ve ablasının evlerinde bir oda kiralamıştır.
Oysaki bu büyük bir talihsizliktir. Çünkü Momo, Mars’ın sınıf arkadaşıdır ve ikisi pek iyi anlaşamamaktadır.

Uzun zamandır severek ve merakla izlediğim bir dizi olmamıştı ve bu dizi o boşluğu doldurdu. Ben, beni güldüren, aralarda kısa süreli olumsuzluklar yaşansa bile iyi hissettiren ve de acıma duygularımla oynamayan dizileri seviyorum.  
Gerçi zaten blogumu okuyan herkes anlamıştır şimdiye dek bunu.
İşte bu dizi tam da benim seveceğim tarzda bir dizi, o yüzden çevirisine niyetlendim ve ilk bölümü de çevirdim. Birinci bölümün çevirisini buradan indirebilirsiniz.
Çok hızlı davranamıyor olabilirim ama kesinlikle yarım bırakmaya niyetim yok. Çünkü en sinir olduğum şeylerden biri, yarıda bırakılmış dizi çevirileridir.
Mars, genç yaşında meşhur olma duygusunu tatmış kibirli bir gençtir. Momo ise, tam tersi, o çok sevdiği "Prens Kasaba" adlı mangayı ezbere bile okuyacak derecede manga tutkunu, asosyal ve sönük bir kızdır. Tek arkadaşı ise, fazla zeki olmayan Jia Sen'dir. Bir şekilde, şartlar buna sebebiyet verdiğinden Momo'nun hayatına Mars girer ve Momo, Mars nedeniyle hayata karşı yeni bir bakış açısı kazanır. Aynı şekilde Mars da, bir yandan yavaş yavaş Momo sayesinde kişiliğindeki zayıflıkları fark ederken, öbür yandan bilinçsizce ve sessizce ona karşı derin hisler beslemeye başlayarak, yaşantısını onu koruma ve mutlu etme iç güdüsüyle şekillendirmeye başlar.
Dizi aslında güzel ve samimi bir aşk hikayesi... Basit ama eğlenceli...
Bu tarzı seven arkadaşlara izlemelerini tavsiye ederim.


21 Mayıs 2011

Nagareboshi 7. Bölüm [Altyazı]

Nagareboshi'nin 7. bölüm altyazısı hazır. Şuradan indirebilirsiniz.
8. bölüme başlamak için düzgün altyazının çıkmasını bekleyeceğim ve bu da biraz zaman alabilir.

Bu bölümle ilgili izlenimlerimi de paylaşayım.

Eğer şu tavırlarına birkaç bölüm daha devam ederse, Gorō Inagaki beni çileden çıkarabilir. Severim normalde kendisini ama bu dizide nefret edilesi bir karakteri canlandırıyor. Epey de başarılı oluyor demek ki, neredeyse tiksinmeye başlayacağım ondan.

Bunun haricinde gözüme ilişen komik bir şey var. Lütfen aşağıdaki resme dikkatlice bakınız.
 "I hate to sleep alone."

Risa, gecenin bir vakti üstünde o tişörtle Kengo'nun odasına gelip "Uyku tutmadı." diyor. Aslında akvaryuma bakmaya gelmiş de... nasıl yani yaa? :)

Yayınlandığı sıralarda, en son 8. bölüme kadar izlemiştim. O yüzden dizi nasıl sonlanacak ben de bilmiyorum. Çok da merak ediyorum. Geriye kaldı 3 bölüm.

16 Mayıs 2011

Jin Akanishi ve "Yellow Gold Tour 3011 DVD"


DVD'yi birkaç gün önce izledim ve bunun üzerine bir iki laf edeyim dedim.
KAT-TUN'dan ayrılarak Jin çoğu kişi gibi benim de kalbimi kırdı. İyiydi çünkü o haliyle KAT-TUN, alışmıştık onun KAT-TUN'daki varlığına.
Ama bencillik etmemek lazım. Jin'in bir hayali vardı ve onun uğruna yapmak istediklerini yapıyor şu an. İtiraf etmem gerekir ki, ayrılışının ilk kesinleştiği zamanlarda, KAT-TUN'u bırakmadan da solo çalışmalar yapabilir, solo albüm çıkarabilir ve böylece de KAT-TUN'dan bağımsız işler yapabilir diye düşünüp duruyor, ayrılışını gereksiz buluyordum.
Artık sebebini anlıyorum. DVD de pekiştirmeme yardımcı oldu.
KAT-TUN'un müziğiyle Jin'in yaptığı müzik birbirinden tamamen farklı. O nedenle yollarını ayırmaları iyi oldu. Çünkü insan kendi istediği şeyi yapamadığı zaman nasıl mutsuz olur, hepimiz biliyoruz. Suçlamıyorum artık Jin'i ben. KAT-TUN'a haksızlık ettiğini de düşünmüyorum. Her ne kadar yokluğu çok belli olsa, daha doğrusu sesinin yokluğu çok belli olsa da acımızı içimize gömüyoruz ve KAT-TUN'un onsuz haline alışmaya çalışıyoruz. Gerçi onlar da son yaptıkları şarkılarla işimizi hiç kolaylaştırmıyorlar. Sesleri hep tekdüze. Biraz ruh katsalar iyi olurdu ama yok. Baskın bir vokal lazım KAT-TUN'a, şu halleriyle onlar için mutsuzum. White'ın klibi çok hoşuma gitti, şarkı da güzel ama daha farklı söylense daha iyi olurdu bence. Daha etkili olurdu. Dedim ya hep tekdüze söylüyorlar. Bir hareket yok şarkıda, renk yok, ruh yok.
Ayrılışının ardından Jin'e edilmeyen küfürler kalmadı. Ben de çok kızdım, çok üzüldüm ama bir insana sinirlenmek başka, o insanın hakkını yemek başka.
"Yiğidi öldür hakkını yeme." diyenlere hak verelim biraz.
Jin'in konserdeki yeni şarkılarını "Paparats" hariç -onu tesadüfen dinleyip çok beğenmiştim- önceden  hiç dinlemediğim halde, hiç rahatsız olmadım. Hatta her şarkının ardından sıradaki şarkıyı dörtgözle bekledim durdum. Çabucak bitti fakat bana göre gayet başarılı bir konserdi. Tema olarak zaten güzeldi. Dalga geçip duruyordu ya herkes, sürekli robot dansı yapmasıyla. Ha, işte o da "Alın size Robot!" demiş. Ayrıca konserin açılışında söyledikleri çok anlamlıydı. Takdir ettim.

Zaten çok severim ben Jin'i. Ara sıra kızarım ama onu bu haliyle seviyorum. İçinden geldiği gibi davranıyor. Sırf meşhur diye, örnek teşkil etmesi gerektiğini düşündüğü için gerçekte olmadığı gibi davranan insanlara zaten saygı duymam ki ben. Onlar da insan çünkü. Güzel şeyler de yapar ama aynı zamanda içer, sıçar, küfreder... bize ne? Takılmamak lazım böyle şeylere. Oldum olası özel hayatlarına ilgi duymadığım için, beni etkilmiyor hiç. Ama fangirl düşünce yapısı çok başka sanırsam. Adamların inciğini cinciğini bilmeleri gerekirmiş gibi davranıyorlar. Bilmiyorum. Anlamıyorum. Bana sadece şarkılarını dinlemek yetiyor, o kadar. Sevdiğimi seviyorum, sevmediğimle hiç ilgilenmiyorum.

9 Mayıs 2011

Gloomy Salad Days (2010)

"Sevgili Ölüm, bedeli bir taşa dönüşmek bile olsa, başımdaki felaketleri al götür benden."
Bir süre önce başladığım ama araya başka şeylerin girmesi sebebiyle devamını bir türlü getirme fırsatı bulamadığım bu ilginç diziyi sonunda dün gece bitirdim. Toplam 20 bölümlük bir dizi ve benim izlemediğim sadece son 5 bölüm kalmıştı.
Adından da anlaşıldığı üzere, gençlerin gerçek hayatta başlarına gelebilecek sorunların işlendiği, 12 farklı hikayeden oluşmuş bir dizi Gloomy Salad Days. Ya da diğer adıyla Death Girl.
Aslında izlemeye hafif bir ön yargıyla başladım. Takıldığım da şuydu, "Gerçek hayatta başlarına gelebilecek sorunlar." Bana sorarsanız -ki kimse sormaz- ders çıkarılması gereken meseleleri filmlere saklasınlar. Diziler sadece iyi vakit geçirmek için olmalı bence. Çünkü başımızı duvarlara vurdurmak için filmler yeter de artar bile bize. Ama çok gerçekçi bir istek değil bu, biliyorum. Sonuçta hepsi lazım. İsteyen izler, istemeyen izlemez. O kadar basit. İşte ben o "istemeyen izlemez" grubundayım. Nitekim izlemiyorum da. Bazen sırf meraktan ilk 1-2 bölüme üstten üstten bakıp "Yok, bu bana gelmez!" diyerek, elimdeki bütün bölümleri kaldırıyorum bilgisayarımdan. Durum bundan ibaret...

Başrollerde,
Serena Fang - Du (Death Girl) / Du He
Aaron Yan - Shen Qi / Gao Chao
var.
Gelelim konusuna...
Du, Çaresizlik Köprüsü'nün koruyucusudur. Yalnızca, bağlantısının olduğu gizemli bir taşı elinde tutan kişi tek başına hayatındaki zorlukların üstesinden gelemediğinde ortaya çıkar ve öldüklerinde bir taş olmaları karşılığında onlara yardım teklif eder. Taş olmayı kabul edenler sayesinde de köprüsünü daha da sağlamlaştırmaktadır.
Shen Qi ise, beynindeki tümör nedeniyle, başka hiç kimsenin göremediği Du'yu görme yeteneği olan liseli bir gençtir. Du'nun ortaya çıktığı zamanlarda başına şiddetli bir ağrı saplanmaktadır. Onun, o gizemli taşı sahiplenen kişileri sırayla bu dünyadan alıp öbür dünyaya götürdüğünü izledikçe, farkına bile varmadan ona aşık olmaya başlar.
Dizinin ana teması böyle ve baş karakterler sürekli değişiyor. Bu da beklenen bir şey çünkü sözü edilen taş sürekli el değiştiriyor. Giden kişinin yerini bir yenisi alıyor. Yani kısaca, Shen Qi'nin etrafındaki insanları ve sırayla onların hayatlarındaki detayları izliyoruz. Shen Qi elinden geldiğince onlara yardımcı olmaya, ölümleri engellemeye çalışsa da, çok fazla bir şey yapamıyor.
İzlemeye başladığımda, sonunda ne olacak merakı ve heyecanıyla ilk 15 bölümü bir çırpıda izleyivermişştim. İstemeden de olsa ara vermek zorunda kalmama rağmen kalan bölümleri izlerken de aynı heyecanı yaşadım. Ayrıca söylemeden geçemeyeceğim, 18. bölümdü galiba, pek şeker bir bölümdü :) Ya da belki hazırlıksız yakalandığım için bana öyle geldi, bilemiyorum.
Ama izlemiş olanlar anlar ne demek istediğimi...

8 Mayıs 2011

Nagareboshi 5.ve 6. Bölümler [Altyazı]

Nihayet 6. bölümün altyazısını da hazırlayabildik. Bu son bölüm insanın gözlerini çakmak çakmak yapıyor, benden söylemesi! Şarkı yine insanı can evinden vuruyor tabii...

Altyazılara buradan ulaşabilirsiniz.

7 Mayıs 2011

İkinci Lale Faslı!

Bugün bütün bir öğleden sonramı dışarıda geçirdim. Pek sevmem güneşin gözümü almasını ama özlemişim sanki güneşli günleri. Yine de güneş gözlüğümü çıkaramıyorum hiç, hemen etkileniyor gözlerim. Önceden bahsettim mi bilmiyorum ama gün ışığına alerjim varmış, o yüzden dışarıdayken Güneş'in çok güçlü olduğu saatlerde hep karanlık gözlükler takmak zorundayım. Yapacak bir şey yok, doktor öyle tavsiye etti. Zaten takmayı unuttuğum ya da gözlüğümü bulamayıp çıktığım zamanların akşamında hemen kaşıntı başlıyor. Dikkat etmeye çalışıyorum ben de...
Daha geçen ay kar yağmıştı, hem de ne biçim! Ama bir de şimdi bakın. Baharın gelişiyle havalar düzeliyor, havaların düzelmesiyle de kapalı mekanlarda geçirdiğimiz zamanlar azalıyor. İyi ki!
Tam bir yıl önce şu başlıkta lale muhabbeti yapmıştım. Daha dün gibi hatırlıyorum o günü. O zaman koyduğum fotoğrafları kendim çekmemiştim ama şimdi şu koyduğumu bugün telefonumla çektim. Bakınız, "Komşularımızın Laleleri." Ee, ne demişler 'komşuda pişer bize de...' ay değiştirmek lazım bu lafı. Şöyle olsun, "Komşular eker diker, biz zevkleniriz."

5 Mayıs 2011

Fahrenheit Klipleri (3)

İzlenebilir kalitede olan kliplerini kendim çok zor bulduğum için arayanlara faydalı olur temennisiyle, yavaş yavaş elimdeki klipleri paylaşacağım. Ama hepsini değil, çünkü bazıları cidden çok kalitesiz. Birileri aşsa artık şu .rmvb olayını keşke!

Gelelim sıradaki kliplerimize... Fahrenheit'ın çoğu şarkısını seviyorum da, en sevdiklerimden ikisi şu aşağıdakiler...

~Ji Mo Bao Zou~

~Chu Shen Ru Hua~

Öyle böyle değil, bu iki şarkıyı gerçekten çook seviyorum.^^

Xin Teng Ni De Xin Teng - Fahrenheit ~Klipleri (2)

Bu klibin iki versiyonu var. İlk versiyonu drama versiyonu. İkincisinde ise konuşmaları kesmişler ve şarkıyı söyleyen grup üyelerine de yer vermişler. Tabii ki de ben, ikincisini izlemeyi seviyorum. Şarkının başında, ortasında, bir yerinde konuşma olan klipleri sevmem hiç. Çok sevdiğim bir şarkının öyle bir klibi varsa, kişisel kullanımım için mutlaka o konuşmalı yerleri kesip alırıp içinden. Örneğin yıllardır bıkmadan dinlediğim şu güzelim şarkının klibindeki konuşmalar da şarkının güzelliğini bozuyor bence: 
 Evet, daha etkileyici yapıyor olabilir ama kesinlikle daha dinlenilir yapmıyor.

İlk dinlediğimde bu şarkıyı pek beğenmemiştim açıkçası. Ama daha sonradan konuk oldukları bir programda Fahrenheit'ın canlı performansını izlediğimde, aslında ne kadar güzel bir şarkı olduğunu fark ettim. Bazı klipler insanın şarkıya odaklanmasına engel oluyor; bu da onlardan. Şarkıyı sevmek için, en önce sadece şarkıyı dinlemek lazım sanırım. Öylesini tavsiye ederim.
Ama yine de buyurun, iki klip de burada ^^

 Xin Teng Ni De Xin
  ~Cherish Your Heartache~

1. versiyon --- İndir

2. versiyon --- İndir

Fahrenheit Klipleri (1)

Love Buffet'ın açılış ve kapanış şarkılarının klipleri...

~ Wu Hui ~



Alternatif


~ Shou Hu Xing ~


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...