26 Kasım 2011

Waruboro (2007)

Dün gece bu filmi izledim. Waruboro, nam-ı diğer Bad Guy.


Oyuncular
Shota Matsuda
 Seiji Fukushi
Yui Aragaki
Katsutaka Furuhata
Ryo Kimura
Shingo Michinaka
Toru Nakamura
Yuu Shirota
Pierre Taki
Keiko Toda

Aile hayatı, okul hayatı ve dersleri gayet iyi durumda olan liseli bir genç, en yakın arkadaşıyla arasında yaşanan bir olaydan etkilenerek bir anda serseri olmaya karar veriyor. Konusunu ilk okuduğumda bana Drop'u anımsatmıştı. Yani orada da başoldeki eleman bir mangadan etkilenerek güzelim okulunu değiştiriyor, saçını turuncuya boyuyor  ve serseri olacağım diye tutturuyordu. Burada da bir nevi benzer bir durum söz konusu.
Bu film de aynı Drop gibi otobiyografik bir yapım. Drop yönetmenin hayatından alıntılar içeriyordu, buysa Gettsu Itaya'nın otobiyografik romanından uyarlanmış. 1980'lerde geçiyor ve elemanlarımız ortaokul son sınıftalar ve aynı günümüzde olduğu gibi, sınavlara hazırlanmaları gerekiyor ki iyi okullara girebilsinler. Kimin umurunda tabii! İlgilendikleri tek şey kavga dövüş! Shota Matsuda'nın annesi rolündeki kadının konuşmasına hayran kaldığımı söylemeliyim. Ben de taktım sanırım, kadınların bu konuşma biçimlerine! Şöyle konuşuyor, böyle konuşuyor falan derken, dilimden düşürmez oldum sanırsam. :-/  Ama, kadın serseriler de aynı erkekler gibi konuşuyor ya, beni mutlaka güldürüyor bu, ne yapayım yani şimdi? :P
İzlerken de yer yer, iki film arasındaki benzerlikleri hisettiğim oldu. Sadece, film sırf okulda geçiyor ve farklı okullarda okuyan çetelerin didişmesini izliyoruz diye değil, devamlı olarak dayak yiyen bir başrolümüz var. :P Tıpkı Drop'taki Hiroki Narimiya gibi. İzleyenler hatırlar, lafta bol bol atıp tutan ama pratikte hafif pısırık, herkesten kolayca dayak yiyebilen bir karakteri canlandırıyordu. Yani buradaki durum tam olarak aynı olmasa da, yıllarca ders çalışmış, annesinin sözünden çıkmamış, yanında oturan güzel Yui Aragaki'ye gizli gizli aşık bir çocuk, tutup da bir gün serseri olmaya karar verirse her şey güllük gülistanlık olmaz elbette. Dayak da yer, oturur ağlar da. Zaten ergenlik dönemine denk geliyor çocukcağızın, tabii ki de osuruktan bile nem kapacak!
Üstelik filmdeki en ilginç şey, çetelerinin eleman sayısıydı. Film boyunca sayıları ne zaman değişecek diye bekledim durdum. Ama yok, ne azaldı, ne arttı ve bir baktım film bitmiş.

Bu çift de yanyanayken epey sevimli gözüküyor. Film boyunca merakla yaşanacak gelişmeleri bekledim durdum, yediler bitirdiler beni.

Bunlar da filmden bir iki görüntü.


Eğer toparlayacak olursam, filmi sonuna kadar merakla izledim. Ama ne Crows Zero gibi başarılı dövüş sahneleri vardı, ne de Drop gibi eğlenceliydi. Yani ne başarılıydı, ne de komikti. Bence vasat, hatta vasat altı sayılırdı. Senaryoda da bir olay yoktu. Ne oldu, nasıl ve neden oldu anlaşılmıyordu pek. İçerik, "Gidip dövüşelim!" veya "Gidip dayak yiyelim!" durumundan ibaret gibiydi. Oldu bittiye getirmişler işi. Crows Zero gibi bir devle kıyaslamak çok doğru olmuyor belki ama okul ve okul çeteleri deyince, ister istemez kıyaslıyorum işte.

Neyse yani, severim aslında ben böyle filmleri. Kaçırmamaya çalışırım.

2 yorum: